Internet çıktı çıkalı yeni bir insan tipi türedi. Evet türedikleri doğru çünkü daha önce görmemiştik böylelerini. Bunlar büyük ihtimal internetten önce arkadaşları veya ahbapları arasında konuşurlardı, atıp tutarlardı, veya hiç konuşmaz içlerinde yaşarlardı ama dışarı hiçbir şey yansıtmazlardı. Internet çıkınca 'klavye delikanlıları' oldu bunlar. Ona buna ahkam kesip, 'her şeyi çözdüm ben, sen bir dur' naraları atıp (naraları kelimesini de böyle yazınca hiç hoş olmuyor, bi yerinde inceltme filan olsa bari) erdemli ve tekâmülü tamamlanmış insan tribine girdiler. Neymiş efendim adam dediğin şöyle olurmuş da kadın dediğin böyle olurmuş, hele dost dediğinin amma çok kriteri varmış arkadaş, bir insanla dost olabilmek için ne çok sınavdan geçmesi gerekirmiş. Valla benimkiler bildiğin güven esasına dayanıyor. Çok da memnunum. Benim kriterim güven; yok o şartta yanımda durursa, bu şartta arkamda durup destek olursa, şu şartta hiç yanıma yaklaşmazsa, belki biraz elini omzuma atıp 'naber' deyip sonra evinin yolunu tutarsa sa sa sa gibi kriterlerim yok. Bu klavye başında düşünce filtresi olmaksızın yazanlar hangi kavime mensuplar acaba?
Onlara göre insanlar hep ikiye hatta üçe dörde ayrılıyor. Böl böl bitiremediler yani. Yeni trende baya ayak uydurmuş durumdalar anlayacağınız. Kendileri de bir çözmüş ki bütün ilişkileri, sosyal analizler, çıkarımlar önermeler havalarda uçuşuyor. Sanırsın doktora tezi yazıyor mübarekler. Gerçi bütün doktora tezleri de "hayatımızı kurtarmıyor" orası ayrı. Neyse bu klavye delikanlıları bir şeyler yaşamıyor değil, elbette yaşıyorlar (chat odalarında değil ama!). Yalnız sorun şu ki, yaşadıkları şeye verecekleri tepkiyi maalesef onlara değil bize veriyorlar. Her biri birer filozof kesilip, adeta hayatındaki olumsuzlukları klavyenin başında kusuyorlar. En iyi çözümü başkalarını suçlayıp, hatadan sıyrılmakta buluyorlar. Sırf insan ilişkileri de değil üstelik, din, siyaset her konuda böyle delikanlılarımız var. Sanırım olmaya da devam edecekler. Bilgisayar başından iktidar partisine saldırıp, evlerine gelen misafire "Adamlara helal olsun, buluyorlar yollarını" diyecekler. Çünkü insan, değiştirmesi gereken en kötü özelliğinin, ikiyüzlülüğünün farkında değil. İkiyüzlü olduğunu kendine itiraf etmedikçe ve riyakarlığa devam ettikçe bunu kanıksıyor. Kendini de klavye karşısında baya rahat hissediyor. Yüz yüze söylemeye cesaret edemediği her şeyi internet ortamında gaaaayet rahat saydırıyor.
Ahh bir de "klavye annelerine" değinmeden geçemeyeceğim. Klavye anneleri, çocukları doğmadan önce ay ay göbeklerinin fotoğraflarını çekip, 34879 tane albüm yapıp, doğuma "gerisayım" yaparak herkesten dua isteyip, çocuk doğduğu an "meşguliyetlerinden" hiçbir paylaşımda bulunmayanlardır. Madem sosyal medya bağımlısısın birinden rica et, doğum odasını süsletmek için 2000 TL harcayacağın kadar bir sosyal medya uzmanına "bebek gönderileri" için para ver. Ama ne var ki, nazar değer! O ana kadar 34879 albüme değmeyen nazar, bebeğin ayak parmağı görünse değiyor, işte böyle bir meret bu.
Bu anneler, aslında 3 adet söz, 5 adet nişan, 8 adet düğün (evet çok severim o iskambil oyununu) albümü yaparken uyanmalıydık, hata bizde. Sen balayındaki yemek masasını hem de balayı günü paylaşan kadından anne olunca nasıl "sakin ve normal" olmasını bekleyebilirsin ki? Kadın adeta bunları paylaşmak için yaşıyor, hatta yaşamıyorsak bizlere mesaj veriyor, "bakın ben nasıl mutluyum, ölüyorum keyiften, siz de yaşayın" diyor. Ama gel gör ki, her mutlu saniyesini, o saniyede sosyal medyaya aktaran kadın, evindeki bağırış çağırışlarını, huzursuzluklarını, başarısızlıklarını, depresyonunu, bıkkınlığını hep içine (!) atıyor. Yok yahu ne içine atması, onu en çok dinleyen hemcinsini karşısına alıp, içini boşaltıp hafiflemiş bir şekilde hayatına devam ediyor. Farkında mısınız ne kadar sahte hayatlar bunlar? Elbette sosyal medya bir insanı analiz etmek için çok çok yetersiz. Bu büyük bir haksızlık olur fakat bu tip insanların sosyal medya profillerindeki "istikrarlı sahtelik" onlar için sağlam bir done oluşturuyor (hooop bunu ingilizce "done" olarak okudunuz biliyorum ama ben kanıt demek istedim). Ben bunun biraz da topluma bağlı olduğunu düşünüyorum. Aslında belki de o kadın, biz onda ne görmek istersek bize onu gösteriyor. Bak sözlendim, nişanlandım, evlendim, ben "yalnız değilim" diyor (yanılgının devliğine gel, kaç evli kadın yapayalnız o evlerinde). Ne büyük bir fanus...
Aslında etrafı ve çevresi mutluluğun gösterilmesi ve ispatlanması gereken bir şey olduğunu öğrettikleri için o kadınlar ne kadar şanssız. Mutluluğun bir yol olduğunu, yaşadığın her iyi kötü anına, sonuca ulaşmak olsun olmasın (hatta sonuç diye bir şey olmadığını bilerek) şükretmek gerektiğini bilmediği için o kadınlar ne kadar güçsüz. Hep bir şeylere ulaşıp, ona ulaştığını ifşa eden bir sistem üzerine kurulmuş bir mutluluk algoritması ne kadar gerçekçi? Bence değil.
Hatice çok uzun oldu da neticeye gelirsek, klavye ile doğmadınız arkadaş, şimdi onu sakince yere bırakın ve dışarı çıkıp güzel bir nefes alın.
Hayat gerçekten çok güzel.
25.03.2015
9.03.2015
Internet ile iletişmek
6 sene filan olmuş yazmamışım, ki diğer yazdıklarım da alıntılardı zaten. "Bunlar da burada dursun." mantığıyla adeta dropbox niyetine kullandığım bir blog'du bu. (Küçük bir itiraf, bayaa ergen blogu idi)
Ama şimdi biraz dökeyim aklımdakileri diyorum... Bakalım ne kadar başarabileceğim.
Şimdiiiiii, madem blog yazıyoruz, ilk konu; internet alemindeki iletişim olmalı bence. Şu hayatta -meli -malı ları bıraksak ne şahane olur ya! Şimdi bu iletiliş, hatta iletilemeyiş, bir laf sokayım da alınsın, karalar bağlasın, mutsuzluktan gebersin mantığı beni ziyadesiyle üzmekte. Herkes aslında olmadığı biri gibi -gibisi fazla tam da öyle- hatta adeta herkes birer adet Şems birer adet Mevlana gibi "ben harikayım, mükemmellikten selamlar" anafikri çerçevesinde bir iletiler iletmekte. O iletiler iletilen yerlere gitmekte mi belli dahi değil. (Dahi anlamındaki dahi'yi ayrı yazmanın heyecanındayım şuan.)
Şaka bir yana, insanın bastıra bastıra söylediği bazı şeyleri hiç de yaşamadığını öğrenmişlerdenim ben. "O kadar çok kazık yedim ki, o kadar olur" minvalinde (öhö öhö ben minval gördüm. Babamın minvali var.) söylenen, yazılan paylaşılan hiçbir şeyin -e hadi çoğu şeyin- gerçek olduğunu görmedim. Herkes kendini bir aklama peşinde koşmakta, sanki o güzel cümleleri yazınca o yaşadığı olay her neyse ondan bir puan galip geldiğini ispatlamakta. Bence bu kadar "vecize" paylaşan insanlar şöyle düşünüyor: "Dur ben hemen bir Mevlana paylaşayım da herkes ne kadar haklı olduğumu görsün, sonuçta kazık yiyen benim, benim paylaşmam gerekir." Yani tabi bu kadar uzun boylu düşünmüyor olabilirler, neticede bir "paylaş" butonundan bahsediyoruz. Hatta sanal bir ortamdan bahsediyoruz.
Her neyse, rica ediyorum siz siz olun, ciddiyim başkası olmayın kendiniz olun, sizi kırana açın, küfür edin kapatın, adam toplayın dövdürün (yav he he), olur mu canım öyle şey buluşun anlatın derdinizi, içinizde kalmasın tabi ama yeri inanın sanal alem değil, komik oluyor, güldürmeyin.
İnternet üzerinden iletişim, çok fazla yanlış anlaşılmalara meydan veriyor. Geçen gün üst düzey bir yöneticinin, tamamlanmış önemli bir iş haberini verdiğim maile "cevapla" yaparak (reply yazıyordum neredeyse, kahretsin son derece Amerikanım) cevap mailinde(elektronik posta diyemem çok uzun, kimse kusura bakmasın) gülücük yapması üzerine sayfayı defalarca f5 yapmışlığım vardır. Bu arada çok parantez içi yazarım ben, parantezler kendi başına birer hikâyedir. Anlayana! Şaka ya şaka ne hikayesi, konuşur gibi yazmak istediğimden oluyor tabi.
Her neyse bu internet alemindeki iletişim yanlış anlaşılıyor bazen. Bir kere ben çok mimik kullanan bir insanım mesela. Benim cümleye ihtiyacım yoktur bazen kendimi anlatmak için. O yüzden bana acayip zor geliyor bir mailde kendimi tamamen anlatmak. Bir şeyi güzel güzel anlatayım diyorum bir bakıyorum NUTUK-2, böyle bir şey olamaz. Karşımdaki beni 100 Yaşında zannediyor. Zira'lar, -mektedir -maktadır'lar, arz ederim'ler, neler neler. Sanki bir resmi yazı. Hadi diyorum ben ben olayım, e napayım o zaman emojilerle mi konuşayım, olmaz ki! Düşünsenize şöyle bir iş maili :"Tamam toplantı 5 gibi biterse ordan noktanoktaya geçer hallederiz o işi 👍😃💃 yalnız zaman sıkıntımız fena aslında 😖😖" (eğer emojiler çıkmazsa oralarda bir takım yüz ifadeleri var gibi hayal edin.)Yok yok yeniden düşündüm de en Sevdiğim iletişim yüzyüze olan kesin.
Yazsam çok yazarım da bırakayım bakalım devam etmeyi isteyecek miyim? Okuyan okumayan, ama en çok da kendime selam olsun. Yıllar sonra dönüp bakacağım yine biliyorum.
Şimdiiiiii, madem blog yazıyoruz, ilk konu; internet alemindeki iletişim olmalı bence. Şu hayatta -meli -malı ları bıraksak ne şahane olur ya! Şimdi bu iletiliş, hatta iletilemeyiş, bir laf sokayım da alınsın, karalar bağlasın, mutsuzluktan gebersin mantığı beni ziyadesiyle üzmekte. Herkes aslında olmadığı biri gibi -gibisi fazla tam da öyle- hatta adeta herkes birer adet Şems birer adet Mevlana gibi "ben harikayım, mükemmellikten selamlar" anafikri çerçevesinde bir iletiler iletmekte. O iletiler iletilen yerlere gitmekte mi belli dahi değil. (Dahi anlamındaki dahi'yi ayrı yazmanın heyecanındayım şuan.)
Şaka bir yana, insanın bastıra bastıra söylediği bazı şeyleri hiç de yaşamadığını öğrenmişlerdenim ben. "O kadar çok kazık yedim ki, o kadar olur" minvalinde (öhö öhö ben minval gördüm. Babamın minvali var.) söylenen, yazılan paylaşılan hiçbir şeyin -e hadi çoğu şeyin- gerçek olduğunu görmedim. Herkes kendini bir aklama peşinde koşmakta, sanki o güzel cümleleri yazınca o yaşadığı olay her neyse ondan bir puan galip geldiğini ispatlamakta. Bence bu kadar "vecize" paylaşan insanlar şöyle düşünüyor: "Dur ben hemen bir Mevlana paylaşayım da herkes ne kadar haklı olduğumu görsün, sonuçta kazık yiyen benim, benim paylaşmam gerekir." Yani tabi bu kadar uzun boylu düşünmüyor olabilirler, neticede bir "paylaş" butonundan bahsediyoruz. Hatta sanal bir ortamdan bahsediyoruz.
Her neyse, rica ediyorum siz siz olun, ciddiyim başkası olmayın kendiniz olun, sizi kırana açın, küfür edin kapatın, adam toplayın dövdürün (yav he he), olur mu canım öyle şey buluşun anlatın derdinizi, içinizde kalmasın tabi ama yeri inanın sanal alem değil, komik oluyor, güldürmeyin.
İnternet üzerinden iletişim, çok fazla yanlış anlaşılmalara meydan veriyor. Geçen gün üst düzey bir yöneticinin, tamamlanmış önemli bir iş haberini verdiğim maile "cevapla" yaparak (reply yazıyordum neredeyse, kahretsin son derece Amerikanım) cevap mailinde(elektronik posta diyemem çok uzun, kimse kusura bakmasın) gülücük yapması üzerine sayfayı defalarca f5 yapmışlığım vardır. Bu arada çok parantez içi yazarım ben, parantezler kendi başına birer hikâyedir. Anlayana! Şaka ya şaka ne hikayesi, konuşur gibi yazmak istediğimden oluyor tabi.
Her neyse bu internet alemindeki iletişim yanlış anlaşılıyor bazen. Bir kere ben çok mimik kullanan bir insanım mesela. Benim cümleye ihtiyacım yoktur bazen kendimi anlatmak için. O yüzden bana acayip zor geliyor bir mailde kendimi tamamen anlatmak. Bir şeyi güzel güzel anlatayım diyorum bir bakıyorum NUTUK-2, böyle bir şey olamaz. Karşımdaki beni 100 Yaşında zannediyor. Zira'lar, -mektedir -maktadır'lar, arz ederim'ler, neler neler. Sanki bir resmi yazı. Hadi diyorum ben ben olayım, e napayım o zaman emojilerle mi konuşayım, olmaz ki! Düşünsenize şöyle bir iş maili :"Tamam toplantı 5 gibi biterse ordan noktanoktaya geçer hallederiz o işi 👍😃💃 yalnız zaman sıkıntımız fena aslında 😖😖" (eğer emojiler çıkmazsa oralarda bir takım yüz ifadeleri var gibi hayal edin.)Yok yok yeniden düşündüm de en Sevdiğim iletişim yüzyüze olan kesin.
Yazsam çok yazarım da bırakayım bakalım devam etmeyi isteyecek miyim? Okuyan okumayan, ama en çok da kendime selam olsun. Yıllar sonra dönüp bakacağım yine biliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)