Merhabalar,
Uzuuun bir aradan sonra yine ben.
Yok ben anladım, sürekli yapamayacağım bu blog işini.
Blogu en çok eleştirmek için kullandığımı farkettim ve buyurun yeni bir eleştiri konusuyla buradayım yine.
Bu seferki 'tipimiz' kendini doğruluk ve muhteşemlik timsali sanan ve sürekli öğüt veren o kadın/adam.
Biliyor musunuz, aslında her şeyin en iyisini o biliyor.
Çünkü o bilir o.
'Ama canım öyle yapmamalısın, böyle davranmamalısın, soğanı kavurmalısın, karını avutmalısın, pozitif bakmalısın, canını sıkanı takmamalısın, olayı büyütmemelisin, sonuçta bir memelisin...' Tövbeee vallahi sinir oluyorum bu tiplere.
Arkadaş, sen hiç hayata normal bir gözden bakmayı düşündün mü?
Sen hiç kendini oturup tarttın mı?
Örneğin buluşmaya 10 dakika geç kalan biri için yarım saat söylenir, saçını 5 cm fazla kesseler o haftayı sağlam geçiremez, kalkmış sana 'Tatlııımmm çocuk konusunda böyle düşünmemelisin.' der.
Hani çocuktan bahsediyoruz. Hayatını değiştiren bir şey...
Saç gibi 2 ay sonra uzayan bir şey değil yani.
Ben şunu farkettim ki, birine ne kadar çok öğüt veriyorsa aslında kendinde bir şeyleri beğenmiyor o insanlar. Kendilerinde değiştirmeleri gereken her şeyi karşıya yansıtıyorlar.
Ayrıca dert anlatan insan her zaman öneri için değil, bazen de sadece 'anlaşılmak için' anlatır.
Ben bana dert anlatan çoğu insana öncelikle 'Seni anlıyorum.' derim.
Çünkü aslında o da biliyor yanlış yaptığını, fazla takıldığını vs... Ama hem kendine itiraf edemiyor hem de o düşüncelerden kurtulamıyor.
Sense kalkıp 'Ama tatllııııımmmmm düşünme.' dediğinde gerçekten ağzının ortasına bir tane vurulası bir insan haline geliyorsun.
Bay/Bayan öğüt makinaları, gerçekten işe yarar bir şeyler söyleyip kendilerini ve çevreyi daha mutlu etmek yerine, genellikle bizlerin hayatını ve enerjisini öğüttükleri için onlara öğütücü de diyebiliriz.
Öğütmeyin kardeşim, zaten canımız burnumuzda!